Sonsuz Aşk
Aşkın sonsuz olduğunu kim fısıldamıştı kulaklarımıza? Evrenin karanlığında, küçük bir toz parçası üzerinde, faniliğimizle güreşirken nasıl da inanmıştık dünyaya demir atacağımız sanrısına …Günlerimizin güneşli, yaralarımızın hep ufak sıyrıklardan ibaret olacağını ummuştuk. Oysa bir barbar çıktı içimizden ve yok etti her şeyi. Bakmayın öyle sayfaya afallamış gibi. Söylüyorum sadece…Ayrıca kendimizden başka kimseyi sevmedik hiç birimiz. Her aşk dediğimizde içimize baktık aslında. Orada kilden, taştan, kumdan bilmem ki neden yaratıp şekil verdiğimiz, özenle süsleyip cilaladığımız bir yansımaya hayran olduk yalnızca. Yani birer Narkissosuz aslında hepimiz. İşte bu yüzden Aragon’a inandık ama Fuzuli gibi derman istemedik asla. Yine de aşkımız ete kemiğe bürünmeli, bir cisim bulmalı ve elde edilip sahip olunacak, hevesimiz geçti mi bir sandığa kapatılıp unutulacak bir eşya olmalıydı. Biz faniydik ya, tutkumuz da sonlu olmalıydı. Her şey bir nihayete erecekti elbet ama önce sahipliğine erişil...





